25 Şubat 2012 Cumartesi

...

gördüğüm anda gözlerini anladım ki hiçbir anlamı yok kendime verdiğim sözlerin...
sen varken bu hayatta ve hayatımdayken hala, ben yaşamayı bunca sevmişken yanında tek sen olmalısın aklımda...
bir an bile çıkmadan düşünmeliyim seni yüreğimde olduğu gibi beynimde de senin düşüncen dönüp durmalı sürekli...
hayat sensin benim için senden ibaret nefes almak kadar doğal bir şey seni sevmek ve dokunuşun su kadar hayati varlığın yaşama sebebi çok ama çok özlüyorum sadece seni...
ömrümün gerçek sahibi...

yaşamak = S.D.

aramızdaki şeyi seviyorum sensiz geçen zamandan sıkılmayı seni düşünmeyi her an yanında olmak istemeyi gözlerine bakıp kalbini görmeyi dudaklarından dökülen sözleri sentezlemeyi bedeninin sıcaklığında kaybolmayı geçen zaman an mı yoksa günler mi algılayamadan kollarında uyumayı uyanıp seni izlemeyi yada beni uyandırışını yanında seninle yürümeyi ağlamayı gülmeyi eğlenmeyi...
senle her şeyi seviyorum sadece sen ol yanımda yeter... hayat=sen

RUHUMUN SAHİBİ \/ 26022006∞26022012 \/

tenimin tenine karışmaSı varken uzaktan gözlerini izlEmek işkenceydi...
yüreğimin yüreğinde atması vardı hissetmişken bunları nasıl kabullenirdim başka hayatları...
Varlığın her daİm bayram sevinciYdi bir çocuğun, Onun elinden şekerini alıp yüzü asık nasıl bırakırdım...
o çocuk hiç büyümedi hep bayramları özledi, benim seni beklediğim gibi bekledi...
gelişin hiç bitmedi sana bakaRken bile hep özledim seni...
ellerini tutarken kokUna hasrettiM, sarıldığımdaySa ellerini özlEdim...
dudakların vardı tadına baktıkça saNa daha büyük bİr açlıkla bağlandığım...
ve sen vardın sadece RUHUMU RUHUNA KAPTIRDIĞIM...

8 Aralık 2011 Perşembe

Ahalinin ailesi

hepimiz bir çekirdek aileden geldik ve gene çekirdek aile olmak için evleniyoruz.
size biraz ahalinin çekirdek ailesinden bahsedıcem kaç çeşit aile var bılmıyorum ama benim cevremdeki türleri! yazdıktan sonra sizde kendinize bir çekirdek aile seçin.

1.aile türü: babanın sözü geçer ailesi; kaçıncı evlilikleri olursa olsun yahut çocukları öz-üvey olsun farketmeyen aile biçimidir.anne-baba-2 cocuk(kız-erkek) anne genelde ev hanımıdır cocuklar eğitimlerini tamamladıysa muhakka çalışırlar, maaş gunlerınde butun para babada toplanır, o baba parayı öyle bır ayarlarkı hep çocuklarının gelecegını düşünür, birikim yapar evlilik döneminde cocuklarını en iyi sekılde temsil eder ve en guzel kıyafetler, en guzel yerlerı secer.bu babanın alternatıfı sömürgen babadır cocuklarının parasını kendı parası gıbı düşünür ev alır araba alır, cocuklar hiç evlenmicek gibi hareket eder.

2.aile türü: demokrasi ailesi; baba kadar bütün olaylarda annede söz hakkına sahiptır herhangı bır olayda hem kadın görüşü hemde erkek görüş bildirdiği için daha verimli sonuclar alınır. çocuklara harçlık verilir ve sorgulanmaz, ama fark ettirilmedenizlenir cocukalr attıkları her adım aile bireyleri tarafında bilinir. istenen aile bu ailedir.

3.aile türü: bizde özgürlük var ailesi; eğitimsiz aile buyukleri tv dizilerınden gordugu ailelerden etkılenırler ve cocukları tamamen SERBEST bırakırlar..aldıkları maaşlara karışmazlar ama pek harclıkta vermezler.cocukların nerde kaldıklarından cogu zaman haberlerı olmaz. sabah cocuklarını goremeyınce en yazkın arkadas ve ya yaşıt olan akrabalarını ararlar sen nerde oldugunu bılıyomusun idye,,baba pek takılmaz bu aile şeklinde istediği kadar konuşsun boştur.

benim şahit oldugum aile türleri bunlar; 1.aile türünde cocuklar mutsuzdur, 3.aile türünde çocukalr nekadar özgur olursa olsun mutsuzdur. 2.aile türünde çocuklar hem mutlu hemde attıkları adımın farkında bir sekılde ılerler..hepinizin 2. aile türü olmasını diliyorum.

4 Aralık 2011 Pazar

İnsan Mısın Hayvan Mı Duyguların Karar Versin

İnsanlar doğduğundan beri mi bencil ve şımarıktır yoksa yaşarken mi olur? Öyle mi yetiştirilirler de sonunda kendinden başkasını düşünmez olurlar. Çocukluğunda ailesinden zar zor izin koparıp bin bir yalvarmayla eve yavru köpek almış bir çocuğun iki üç ay sonra sıkılıp sokağa atmasından onun büyüyünce eşini, sevgilisini sokağa atma ihtimali düşünülmez mi? Öyle ki hayatındaki insanların kıymetini anlaması için onlara sadece muhtaç olması gerekir.

Oysa insanlar sevginin tanımını en iyi bilmesi gereken canlılardır, hem derinlemesine düşünüp hem mantık sahibi olmaları ve diğer insanlarla iletişime rahatça geçebilmeleri bunu öğrenebilmeleri için yeterlidir. Ancak ne yazık ki birçok evcil hayvan besleyen kişi bile moralinin bozuk olduğunda o konuşmaktan yoksun dostunun yanına gelip kucağına yatmasını onun bencilliği olarak düşünür. Oysaki o hayvan(!) şefkat beklentisinden ziyade sahibine şefkat göstermek için gelir yanına; ona yemeğini veren, evini paylaşan kişinin derdini; gözlerinden, bakışından hatta sesinin tonundan anlar ve onu biraz olsun mutlu etmek ister. Hayvan severler bunu gayet iyi bilir insan severler de aynı şekilde… Çünkü biriyle anlaşabilmek için sözlere ihtiyaç yoktur aslında bir dokunuş, bir bakış bile tüm duyguları karşımızdakine hissettirir. İnsanlarla diğer canlılar arasındaki iletişim de tam olarak bu şekilde devam eder, sözler anlamsızdır. Sadece sevgi anlam katar hayata.

Keşke insanlar diğer canlıların da kendileri gibi yaşama hakkı olduğunu ve onların bakıma muhtaç olduklarının farkına varabilseler. Yeni doğan bebeklerini her yaramazlığına rağmen sevip de evdeki hayvanını(!) sokağa atanları anlayamıyorum. O canlıların da bebeklerden hiçbir farkı yok aslında beslemek, temizlemek, sevgi göstermek, oynamak ve eğitmek yeterlidir onlar için de.

Gerçi dünyada öyle insanlar var ki çocukları yaşındakileri ve hatta çocuklarını taciz eden hatta tecavüze bile kalkışan insanlar… Onlardan hayvan sevgisi beklemek de ne kadar doğru tartışılmalıdır.

Hayvanları, insanları sevebilmek için daha doğrusu onların da yaşam hakkına sahip olduğunu bilmek için insanın önce kendini sevmesi gerekir. Suç işleyen birçok kişide görülüyor ki işledikleri suçların altında yatan sebepler çoğunlukla ailesinden sevgi görmemesi ya da ailesinden, çevresinden şiddet görmesi. Daha yaşayan haklarına saygılı bir toplum yaratabilmek için ilk iş ailelerde başlıyor. Ama bunun için de ailelerin gerçekten aile bağlarına sahip olması gerekiyor.

Akıl Yaşta Değil Deneyimde

Kadınlar çok süslüdür, bir sürü ayakkabı - çanta alırlar, alışveriş yapıp mutlu olurlar, her dışarı çıkışlarında farklı giyinip farklı görünmek isterler; evet beyler bunlar sizin görüşleriniz değil mi? Ayrıca dış görünüşlerine sizin için o kadar dikkat ettiklerini de düşünüyorsunuzdur eminim.
Fakat çok üzgünüm kadınlar konusunda yine yanıldınız. Anlayamadığınız bir konu da bu.

Kadınlar erkekler onları beğensinler diye süslenmezler, onlar diğer kadınlar kendilerini beğensin hatta kıskansın diye süslenirler. Bunun kökeninde eşcinsellik filan yoktur ama kadınlar her konuda birbirleriyle savaş halindedirler. Sürekli birbirlerini kıyafetiyle, sevgilisiyle, saçıyla, ayakkabısıyla hatta tarzıyla kıskandırmaya çalışırlar. Bazen de sevmedikleri diğer kadınların sırf canını yakmak için eşlerini, sevgililerini etkilemek için süslenirler amaç birlikte olmak değil sadece diğer kadına gözdağı vermektir. Erkek çoğunlukla arada piyon olarak kullanılır ama bunun farkına bile varmaz diğer kadına meyil ettiğinde de neden terslendiğini anlayamaz.

Bazen sadece en iyiyi elde edebilmek için diğer kadınları alt etmeye çalışır; güzel olmaya çalışmasının bir diğer sebebi de budur.

Çoğunlukla konu erkekler olsa da, bunun dışında daha iyi bir işe sahip olabilmek ya da işinde daha başarılı olabilmek için de güzelliğini kullanır kadınlar. Çünkü her insan güler yüzlü ve güzel kadınları görmekten ve sohbet etmekten hoşlanır. Hatta birçok komplekssiz olmayan kadın da güzel kadınlarla iş yapmayı erkeklere tercih eder.

Güzellik sadece kadınlara bahşedilmiş bir özellik olmamakla birlikte daha estetik göründükleri bir gerçektir ve bunu kullanmayı de iyi bilirler. Belki de bu yüzden kadınları iyi tanıyan erkekler onların zekâsına, detaylı yorumlarına ve insanlarla ilgili hislerine güvenirler. Çünkü bilirler ki; onlar her açıdan olayı gözlemleyip ona göre karar verirler, en ince ayrıntıdan bile bir problemin baş gösterdiğini fark ederler.

İşte bu sebepledir ki, erkekler kendi zekâlarının üstünde düşünme yeteneğine sahip kadınlarla olmak istemezler. Kendilerini küçük düşüreceğinden korkup bu tür kadınlardan uzak dururlar hatta çoğu zaman iş yerlerinde bile kadınların yükselmesinden hoşnut olmazlar.

Ancak gerçekten akıllı erkekler bilir ki, zeki kadın onların hayatına anlam katacak ve onları birçok sorundan daha sorun oluşmadan fark edip, koruyacaktır. Erkeklerin bu zekâ düzeyine ulaşmaları, bunun ayrımına varmaları için kadınları öncelikle kendi annelerinden başlayıp iyice tanımaları ve önyargısız anlamaya, dinlemeye çalışmaları gerekmektedir. Bunu fark eden erkekler diğerlerine nazaran hayatta çok daha başarılı olduklarını görürler.

30 Kasım 2011 Çarşamba

Aşkın "K" Hali

Aşk herkesin bildiğinin aksine gözlerde değil dudaklarda başlar; ilk sözcüğü duyarsın o aşktır, ilk öpücüğü kondurduğunda adı aşktır, git dediğinde de sebep aşktır. Aşkın gelişi ve gidişi kişilere hissettirdikleri hiçbir zaman önceden kestirilemez ne yazık ki. Aşkı sadece sevgi, heyecan ve cinsellikten ibaret bir duygu olarak görenler aslında aşkın “a”sını bile yaşayamamış insanlardır.

Kıskançlık vardır mesela; nasıl bir duygudur kim tam olarak anlayabilir ki bunu? Yani her insan aşkı, hüznü, mutluluğu başka başka yaşadığı gibi kıskançlığı da bambaşka bir şekilde yaşar. Bazı insanlar neredeyse hiç umursamazken bazıları iliklerine kadar hisseder.

Biriyle birlikte olma, ona ait olma fikri ne kadar çok yer ediyorsa yürekte kişi de o kadar sahiplenmek ister belki de bunun bir sonucudur bu akıl almaz duygu. Ancak bazı insanlar sevdiklerinin sadece başkasını sevmesine, başkasıyla ilgilenmesine değil birini aklından geçirmesine bile katlanamazlar. Bunun doğru olmadığını bilmelerine rağmen paylaşamama duygusu çok yoğundur kalplerinde. Sevdiklerinin de kendilerini kıskanmasını isterler hatta kıskanmadığında sevmediğini düşünmeye başlarlar. Ufak krizler yaşarlar hayatları içinde bu sebeplerden dolayı, ama tutkuları o kadar fazladır ki her duyguyu sınırlarda yaşayıp deli gibi sever ve gidince de bir daha hiç dönmezler.

Bu sert tepkiler her insana zarar verir aslında; kişi ilişkinin hangi tarafında olursa olsun tutkulu ilişkiler her zaman zordur. Saygıyı bazen kaybedebilirler fakat geri dönüşleri de bir o kadar hızlı olur ve sevdiklerine büyük bir aşkla bağlanırlar tekrardan. Her ne kadar zarar verse de tutkusuz bir aşk, aşk değildir aslında.

Geçen zaman birçok durumda heyecanı ve o ilk anlarda hissedilen tatlı duyguları yok edebilir ancak her ilişki için bu böyle olacak diye bir kesinlik yoktur. Bu başlangıçtaki duygular ne kadar uzun süre canlı tutulursa o kadar uzun süreli bir ilişki yaşanılması muhtemeldir.

Yapılan en büyük hatalardan biri geriye ve hatalara dönük yaşamaktır. Olan yanlışları, hataları düzeltmeden, affetmeden ya da daha acısını ruhtan atamadan affetmiş gibi davranmak ve her şey sanki çok güzelmiş gibi ilişkiyi yalancı bir mutlulukla sürdürmek kişinin başta kendisine zarar verir. Sonrasında ise ilişki de bir anlamda bitme noktasına gelir. Çünkü her acısını içinde yaşayan bir şekilde içselleştiren kişi zamanla hiç farkında olmadan karşısındakinden bu acıların öcünü almaya başlar. Kendisi bile anlamaz çoğu kez normal gibi gelir ama zaman ruhun, bilinçaltının intikam zamanıdır.

Seven, sevilen, kıskanan, kıskanılan, âşık olan ya da sadece aşka âşık olan hangisi iseniz önce kendinizi düşünün, önce kendinizi mutlu kılın, önce önce önce ben diyebilmeyi öğrenin bunu öğrendiğiniz anda aslında daha çok ilgi çeken, daha çok istenilen kişi siz olacaksınız. Her insan mutlu birinin mutluluğuna ortak olmak ister değil mi?